MİLLİ EĞİTİM DERGİSİ

Sayı 158

Bahar 2003


Ölümünün 78. Yılında Son Vak'anüvis Abdurrahman Şeref Efendi ve Cumhuriyet

Mehmet DEMİRYÜREK*

 

20 Ağustos 1853 tarihinde İstanbul’da doğan ve 18 Şubat 1925 tarihinde yine İstanbul’da hayata gözlerini yuman Abdurrahman Şeref Efendi, genelde Osmanlı Devleti’nin son resmî tarih yazıcısı (vak’anüvis) ve bilhassa 1923 yılındaki Cumhuriyetin ilânını “doğan yeni çocuğun adını koyma” olarak değerlendirmesi ile tanınır. Oysa o, bunların yanında Tarih-i Osmâni Encümeni Reisi, eğitimci, tarihçi ve siyasetçi özellikleriyle de dikkat çeken bir şahsiyettir.(1) Bu makalede Abdurrahman Şeref Efendi’nin, Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmasındaki rolü üzerinde durulacaktır.

Abdurrahman Şeref Efendi ve Cumhuriyet Fikri

Abdurrahman Şeref Efendi Tanzimat döneminde yetişmiş Türk aydınlarından biridir. I. Meşrutiyet devrini, İstibdad devrini,II. Meşrutiyet devrini yaşamış ve Kurtuluş Savaşı sonunda yeni bir Türk devletinin kuruluşuna hem şahit hem de destek olmuştur.

Enver Ziya Karal’a göre “Düşünce özgürlüğü, ulusal egemenlik ve Cumhuriyet sözcükleri”nin Türk düşünce yaşamına girmesi Tanzimat dönemindedir.(2) Fakat genç Osmanlılardan hiçbirisinin Cumhuriyete sempatisi yoktu.(3)

II. Abdülhamit döneminde Cumhuriyet kelimesinin Osmanlı ülkesinde okutulan ders kitaplarına dahi girdiğini görüyoruz ki, yazdığı ders kitaplarında “bir yönetim şekli olarak” cumhuriyete ilk kez yer verenlerden biri de o zamanlar bir Tarih-Coğrafya öğretmeni olan Abdurrahman Şeref Efendi’dir.

Abdurrahman Şeref Efendi 1306 (1888) yılında ikinci baskısı yapılan ve kendisinin Mekteb-i Mülkiye’de ( Siyasal Bilgiler Fakültesi) okuttuğu ders notlarından oluşan Coğrafya-yı Umumî adlı ders kitabında mevcut yönetim şekillerinden bahsederken şunları yazmıştır:

“Hükûmet-i mütemeddine (medenî hüjkûmetler)üç suret üzere olup biri hükûmet-i müstakile (mutlak monarşi) ve diğeri hükûmet-i meşruta (meşturiyet hükûmeti) ve üçüncüsü dahi hükûmet-i Cumhuriyyedir.(Cumhuriyet hükûmeti)

Hükûmet-i müstakilede (mutlak monarşide) reis olan zat ki şehinşah veya imparator namıyla benâm (tanınmakta) ve ser-efrazdır (benzerinden üstündür) ve bil-rey (tek başına) olarak iktidarı gayr-ı mahdudtur.( sınırsızdır.)

Hükûmet-i meşrutada(meşrutiyet hükûmetinde) ise kral ve hükümdar olan zatın iktidar ve nüfuzu birtakım nizamat (kurallar) ile tahdit edilmiştir.(sınırlandırılmıştır.)

Hükûmet-i cumhuriyyede (cumhuriyet hükûmetinde) ise ârâ-yı umûmiyye (genel oy/seçim) ile müntehib (seçilmiş) bir reis bulunur ki hükümdar namını alamaz.

 Kral ve imparatorların hükûmet ve saltanatları daimi ve hanedanlarına meşrut (ait) olup halbuki cumhurreisleri muayyen(belirli) bir müddet zarfında muvakkaten (geçici olarak) hükûmete memurdurlar.”(4)

Bundan hareketle Abdurrahman Şeref Efendi’nin geleceğin idarecilerini yetiştiren bir okulda Cumhuriyete yer vermesi son derece anlamlıdır. Bununla birlikte bir süre sonra Cumhuriyet kelimesi yasaklı kelimeler arasına katılmıştır.

Yasaklı Kelime “Cumhuriyet”

II. Abdülhamit’in saltanatının 1890’lardan sonraki döneminin, gittikçe artan ve her alanda kendini gösteren bir denetim ve sansür dönemi olduğu bilinmektedir. İşte bu denetim ve sansürden ders kitapları da nasibini almış ve bazı kelimelerin kullanımı yasaklanmıştır. Cumhuriyet kelimesi de yazılması ve söylenmesi yasak kelimelerden biri olmuştur.

Abdurrahman Şeref Efendi tarafından yazılan ve yukarıda zikredilen eserin 1323 (1907) tarihli 4. baskısında bu durum açıkça görülmektedir. Diğer birçok konu ile birlikte yurıdaki bölüm de kitaptan çıkarılmıştır.

Ayrıca aynı eserin 2. ve 5. baskıları karşılaştırıldığı zaman şöyle bir durum ortaya çıkmaktadır:

“Avrupa kıtası anlatılırken eserin ikinci baskısının 75. sayfasında ‘onuncusu (Fransa) Cunmhuriyeti olup makarr-ı idaresi...’(5)denilirken eserin beşinci baskısında bu cümlede yer alan cumhuriyet sözcüğü çıkarılmış ve ‘onuncusu (Fransa) hükûmeti olup makarr-ı idaresi...’ şeklinde yazılmıştır. Yine eserin ikinci baskısında yer alan (s.350) ve ABD’den ‘cemahir-i müttefika’ ve Orta Amerika ülkelerinden ‘Amerika-yı Vusta Cumhuriyetleri’ bahseden metin başlıkları yerine beşinci baskıda ‘Amerika-yı Müttefika’ ve Amerika-yı Vusta Hükûmetleri yazılmıştır.”(6)

Meşrutiyetin Yeniden İlânı ve Cumhuriyet Kelimesi

24 Temmuz 1908 tarihinde meşrutiyetin yeniden ilân edilmesi birçok alanda özgürlük getirmişti. Bu özgürlük ortamı eğitim hayatına da yansıdı. İşte bu özgürlük ortamından yararlananlardan biri de cumhuriyet kelimesi olmuş ve yeniden kullanılmaya başlanılmıştır.

1909 yılında vak’anüvis tayin edilen Abdurrahman Şeref Efendi’nin eserlerinin 1908’den sonraki baskılarında Cumhuriyet kelimesi yeniden kullanılmaya başlanılmıştır. Vak’anüvisliğe atandığı dönemde, kendisinden önce bu görevde bulunan Vak’anüvis Lütfi Efendi’nin yazdığı ama yayımlamadığı bölümlerin ilkini Tarih-i Lütfi’nin 8. cildi olarak yayınlayan Abdurrahman Şeref Efendi, Cumhuriyet ile ilgili olarak şunları yazmıştı:

“Vakıa düvel-i cumhuriyede (cumhuriyetle idare olunan devletlerde) reis-i hükûmetin tayinini âra-yı umûmiye-i millete (milletin genel oyuna) bırakmak doğru bir nazariyedir. Lâkin nazariyat (teoriler) tatbikatla (uygulama) ile her vakit mutabık düşmüyor. Bir de ârâ-yı umûye-i milletten mütevellit (milletin genel oyuyla iktidara gelen) bir reisicumhur kendisini mebusandan (milletvekillerinden) ziyade hukukdâr (daha fazla hakka sahip) addedip 1848 kanununda (7) olduğu gibi idare-i hükûmetten mes’ul (hükûmetin idaresinden sorumlu) ve Meclis-i Mebusan (Millet Meclisi) ile bir ihtilâf tahaddüsünde (anlaşmazlık çıktığında) onu fesh ve tecdide gayr-ı muktedir olur ise (meclisi dağıtıp yeniden toplayamazsa) kuvve-i teşrîiyye (yasama kuvveti) ile kuvve-i icrâiyyenin (yürütme kuvveti) keşâkeşlerine (kavgalarına) çare-i hâl ve tesviye bulmak (hal çaresi ve çözüm bulmak) müstahsil (meydana gelme) ve sonu neye müncerr (neticelenme) olacağını yahmin etmek müşkil olur.”(8)

Abdurrahman Şeref Efendi 1917 yılında yazdığı bir eserinde de “demokrasiye doğru bir gidişin” olduğundan bahsettikten sonra “hâkim kuvvet akça ve demokrasiye geçmiştir.”(9) diye yazmaktadır.

Türk Kutuluş Şavaşı ve Abdurrahman Şeref Efendi

Kurtuluş Savaşı yılları boyunca Abdurrahman Şeref Efendi İstanbul’daydı. Hem Ayân Meclisi üyesiydi hem de bazı hükûmetlerde bakanlık yapmıştır. Onun bakanlık yaptığı hükûmetler dikkate alındığında bu hükûmetlerin Kuva-yı Millîye’ye zıt politika izleyen hükûmetler olmadığı (Ali Rıza Paşa ve Salih Paşa Hükûmetleri gibi) görülmektedir.

Abdurrahman Şeref Efendi ülkeyi içine düştüğü karışıklıktan kurtarmak amacıyla kurulan Vahdet-i Milliye Cemiyeti (Heyeti)(10) kurucu ve yöneticileri arasında yer aldığı gibi yine aynı amaçla kurulan Millî Kongre Cemiyeti’nın hem kurucularından birisi hem de Cemiyetin umûmi kâtibiydi. (11)

Sina Akşin’e göre, Abdurrahman Şeref Efendi, o dönemde İstanbul’da “ulusçuluğa bir ölçüde açık ve namuslu tanınan devlet adamları...”ndan biriydi. (12) Onun vatanseverliği, aydın bir insan oluşu ve İstanbul’daki faaliyetleri Mustafa Kemal Paşa’nın da dikkatini çekmiştir. Bu yüzden olsa gerek, kendisine özel surette mektup yazılarak Sivas Kongresi’ne katılmaya çağrılanlar arasında Abdurrahman Şeref Efendi de vardı. (13)

Andurrahman Şeref Efendi’nin ölümünden sonra Vakit gazetesinde yayınlanan bir yazı onu şöyle tasvir etmektedir:

“Abdurrahman Şeref Bey hıyanet ve cehaletin İstanbul’da icra-yı hakimiyet ettiği günlerde ... Ali Rıza Paşa kabinesine alınmış idi. Bin türlü kirli ihtirasların çarpıştığı zamanlarda Abdurrahman Şeref Bey, memleketin menfaatini bir saniye unutmayan bir vatanperver gibi çalışmış idi. O zaman Anadolu’da yeni başlayan (millî hareket) aleyhdarları herkesin namus ve hamiyetine hürmet ettiği insanları bir alet-i iğfal olarak kullanmak istedikçe, bu muhterem insan pervasız bir tecellüt göstermekten kat’iyyen ihtiraz etmiyor, ‘arkadaşlar, benim ayağımın biri çukurdadır. Bu yaştan sonra kendime lanet ettirecek hiçbir karara imza koyamam’ diyordu...

Bilâhire vekayi inkişâf etti, millî hareket büyün Anadoluyu tahlis ederek Yunan istilâsını tevkif eden hakikî bir kuvvet haline geldi. O vakit Abdurrahman Şeref Bey, başına millî kahramanların kendilerine alâmet-i farika olarak intihab ettikleri bir kalpak giyerek Anadolu’ya geçmiş, Ankara’yı ilk defa ziyaret eden (Ayân) âzası olmuş idi. Orada Anadolu mücahitlerine hürmetlerini göstermiş, kendilerini başladıkları mücahede yolunda teşvik ve teşci etmiş idi.”(14)

Ankara Hükûmeti ve Abdurrahman Şeref Efendi

Kurtuluş Savaşını zaferle tamalayan Ankara hükûmeti 1 Kasım 1922 yılında Saltanatı kaldırınca Ayân Meclisi de lağv edilmiş oldu ve Abdurrahman Şeref Efendi işsiz kaldı. Bunun üzerine İstanbul valiliğine bir dilekçe yazan Abdurrahman şeref Efendi, emekliliğini istemiştir. Bu konuları ele alan komisyon, onun mütareke yıllarındaki (1918-1922) tavırlarını incelemiş ve sonuç olarak “Öteden beri namus ve irfanı ile tanınmış zevat-ı muhteremeden bulunmasına ve vatanperverliği hakkında kat’iyyen tereddüt edilemeyeceğine...” karar vererek emeklilik isteği uygun bulunmuştur. (15)

Abdurrahman Şeref Efendi ve II. TBMM

Ankara Hükûmeti tarafından Emeklilik isteği kabul edilen Abdurrahman Şeref Efendi, 1923 yılında yenilenen TBMM seçimlerinde Mustafa Kemal Paşa tarafından İstanbul’dan milletvekili adayı gösterilmiş ve o, böylece İstanbul milletvekili seçilmiştir.

İstanbul milletvekili Abdurrahman Şeref Efendi, II. Meclisin en yaşlı üyesiydi. Bu nedenle 11 Ağustos 1923 tarihinde çalışmalarına başlayan meclis onun başkanlığında açılmıştır. Abdurrahman Şeref Efendinin toplantıyı açarken yaptığı konuşma kayda değer niteliktedir. Şöyle diyordu:

“Selefimiz olan birinci meclis vatanın halâskârı oldu. Meclis-i âlinizin uhdesine terettüb eden vazife de, devletin nâzımı olmaktır.Hakimiyet-i millîye esası üzerine, kavanin-i mevcudemizi teşkilat-ı cedideye tevfikan ihtiyac-ı hazıramıza göre tadil etmek ve memleketin hüsn-i idaresini ve milletin terakki ve refahını temin edecek yeni kanunlar tanzim ve tesbit etmek ve harbin temadisi dolayısıyla bakımsız kalan memleketimizin imarâtına hizmet etmek uhde-i himmetinize terettüb eyliyor...”(16)

Abdurrahman Şeref Efendi, bu sözleriyle, birçoklarının aksine Kurtuluş Savaşı sonunda millî egemenlik ilkesine dayalı yeni bir Türk Devleti’nin kurulmakta olduğunun farkında olan nadir insanlardan biri olduğunu göstermiştir. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın onu aday göstererek seçilmesinde ne kadar isabetli davrandığı da meydandadır.

Abdurrahman Şeref Efendi ve Cumhuriyetin İlânı

Abdurrahman Şeref Efendi, II. TBMM’nde bulunduğu iki yıl içinde çok önemli oluşumların içinde yer almıştır. Lozan Antlaşması’nın kabulüne TBMM’nde yaptığı uzun bir konuşma ile destek vermiştir. Bu konuşmasında, Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’da başından geçen bir olayı da anlatmıştır:

“Sevr muahedesi geldi, geçti. O muahededen bahsetmeyeceğim. Pek acıklıdır. İstanbul’un yanında bir Silivri vardır. Oradan yoğurt gelir. Yoğurttan gümrük aldık. Sordum. Neden gümrük alıyorsunuz? Dedim... Orası memalik-i ecnebiyeden oldu, Yunan toprağıdır ayol dediler.” (17)

İkdam gazetesine göre, yaptığı duygulu konuşma ile hem kendisi ağlayan hem de dinleyenleri ağlatan Abdurrahman şeref Efendi- ki meclistekilerin çoğunun hocasıydı- sözlerini şöyle noktalamıştır:

“Şimdi ben diyorum ki, eğer biz, istediğimizi bilirsek ve ne yapacağımızı bilirsek ve istediğimizi bilerek söylersek ve yaptığımız şeylere de biraz arkamızı dönüp dikkatle bakarsak emin olunuz efendiler! Değil böyle gavail-i hariciyemizi halletmek, mesail-i dahiliyemizi de halletmek âsân olacaktır. Bir defa daha tekrar edeyim, hatırda kalsın, ne yapacağımızı bilelim ve ne istediğimizi bilelim. Yaptığımız şeylerin hepsi iyi oldu mu diye bir de arkamıza dönüp bakarak muhakeme edelim. Târik-i Hak ve savapta yürüyelim. Allah muinimizdir. Her şeye muvaffak olacağız.” (18)

Abdurrahman Şeref Efendi Ankara’nın başkent olmasına da taraftarlık etmiştir. Hakimiyet-i Millîye gazetesine göre, İstanbul milletvekili olduğu halde, “Hükûmet-i millîye merkez-i idaresinin behemehal Anadolu’da ve Ankarada kalması lüzumunu müdafaa...”(19) etmiştir.

Doğan Çocuğun Adı: Cumhuriyet

1923 yılı Ekim ayında Türkiye’de yaşanan hükûmet buhranı yeni siyasal gelişmelere neden oldu. Bunların en önemlisi 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilân edilmesiydi. Enver Koray Celâl Bayar’dan dinlediği bir olayı şöyle anlatmaktadır:

“1923 yılında Cumhuriyetin ilânından önceki günlerde mecliste ortaya çıkan hükûmet buhranı sırasında Atatürk tarafından hükûmet şeklinin tâyin ve tespiti için Çankaya Köşkü’ne çağrılan üç beş yakını arasında Abdurrahman Şeref Efendi’nin de bulunduğunu ve bu toplantıda hocanın ‘Paşam hükûmetimizin şekli bellidir. Bunun için düşünmeye mahal yoktur; bunun adı Cumhuriyettir.’ dediğini toplantıda bulunan eski cumhurbaşkanlarımızdan sayın Celâl Bayar’dan dinlemiştim.”(20)

Bu özel toplantılardan sonra durum Halk Partisi meclis grubunda da tartışıldı. Abdurrahman Şeref Efendi burada yaptığı konuşmada bu konudaki son sözü şöyle söylemiştir:

“Eşkâl-i hükûmetin (hükûmet şekillerinin) ta’dadına (sayılmasına) lüzum yok. Hakimiyet bilâkaydüşart (kayıtsız ve şartsız) milletindir; dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu, cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama, bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.”(21)

Hamdullah Suphi Tanrıöver, onun ölümü üzerine yazdığı bir yazıda bu konuyla ilgili olarak şunları yazmaktadır:

“Bir gün millet meclisinde bazı zevata Cumhuriyet hakkında yemin ettiriliyordu. Abdurrahman Şeref, benim yanımdan, bu kadar cumhuriyetçi yetiştirdiğimi tahmin etmiyordum diye mırıldanarak geçti.”(22)

1923 yılında Maarif Nazırlığı yapan İsmail Safa Bey henüz İstanbul milletvekili seçilmemiş ve TBMM’nde bulunmayan Abdurrahman Şeref Efendi’yi şöyle anlatıyordu:

“...

Yarım asra yakın bir zamandan beri maarif hayatına vakf-ı vücut etmiş olan müverrih Abdurrahman Şeref bey’in hidemat-ı ilmiyye ve kalemiyyesi muhtac-ı izah değildir. Müşarunileyh uzun müddet Mülkiye ve Sultanî mekteplerinde (Tarih-i Umûmî) tedrisiyle meşgul olmuş ve bu yolda neşr ettiği âsâr ve makâlât ile (Tarih-i Umûmî’nin) memleketimizde asrî bir şekilde inkişafına pek büyük hizmet etmiştir. Nesl-i hazırın hayat-ı irfanında Abdurrahman Şeref Bey’in kabil-i nisyan olmayan te’sirleri bulunduğu müsellemdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmetini teşkil eden ricâl ve erkân içinde kendisinin tedrisatından ve âsâr-ı ilmiyyesinden müstefid olmayan bir fert yoktur...”(23)

Sonuç

Abdurrahman Şeref Efendi hem yazmış olduğu eseleri ile fikirleri yoluyla hem de bizzat faaliyetleriyle Türkiye’de Cumhuriyet idaresinin kurulmasına katkıda bulunmuş aydınlarımızdan biridir. 1873 yılında Tarih öğretmeni olarak başladığı memuriyet hayatını 1925’te hayata gözlerini yumarken milletvekili olarak tamamlamıştır. Ölümünün 78. yılında kendisini rahmetle anarken yazımızı ölümü üzerine Üsküdarlı Talat Bey tarafından yazılmış bir dörlükle bitirelim:

“Gitti meşrutiyyetin vak’anüvis-i fâzılı

Encümen mersiyeler yazsın esefle hakkında

Zeyl olunsun rihlet-i tarihi de tarihine

Âzim oldu Abdurrahman Bey şerefle Hakkına.

1343” (24)


(*)Yard.Doç.Dr.; Lefke Avrupa Üniversitesi Fen-EdebiyatFakültesi TarihBölümü,Gemikonağı-Lefke, KKTC.

(1) Mehmet Demiryürek, Tarihçi ve Devlet Adamı:Abdurrahman Şeref Efendi 1853-1925 (Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi), İzmir 1999. (Eserin kitap olarak yayım çalışmaları sürmektedir.)

(2) Türk Dili, Sayı:278, asım 1974, s.834

(3) a.g.e, s.834

(4) Abdurrahman Şeref, Coğrafya-yı Umûmî, 2. baskı, İstanbul 1306, s.6. (Parantez içindeki ilâveler bana aittir. MD)

(5) başkenti (MD)

(6) Mehmet Demiryürek, a.g.e, s.97

(7) Fransa’daki 1848 Anayasası

(8) Tarih-i Lütfi, (Naşiri:Abdurrahman Şeref), 8. cilt, Dersaadet 1328, s.279-280

(9) Abdurrahman Şeref, Harb-i Hazırın Meenşei, İstanbul 1334, s.144-145

(10) Mehmet Demiryürek, Vahdet-i Millîye Hey’eti (Cemiyeti),  Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Sayı:6-7, İzmir 1996

(11) Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, II. Cilt s.150

(12) Sina Akşin, İstanbul Hükûmetleri ve Millî Mücadele, I. cilt, İstanbul 1976, s.301

(13) Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, I. Cilt, İstanbul 1971, s.35

(14) Mehmet Demiryürek, Tarihçi ve Devlet Adamı Abdurrahman Şeref Efendi…, s.37

(15) Ali Çankaya Mücellitoğlu, Yeni Mülkiye ve Mülkiyeliler, II. Cilt, Ankara 1968-1969, s.825-826

(16) TBMMZC, I. cilt, s. 2 / Hakimiyet-i Millîye, 12 Ağustos 1339

(17) Hakimiyet-i Millîye, 23 Ağustos 1339

(18) Mehmet Demiryürek, Tarihçi ve Devlet Adamı Abdurrahman Şeref Efendi…, s.40

(19) Hakimiyet-i Millîye, 16 Teşrin-i evvel 1339

(20) Abdurrahman Şeref Efendi, Tarih Musahabeleri, (Sadeleştiren: Enver Koray), Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını, Aankara 1985, s.4

(21) Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, II. Cilt, İstanbul 1968, s.812

(22) Hakimiyet-i Millîye,22 Şubat 1341

(23) İsmail Safa Bey, bu yazıyı Maarif Nazırı sıfatıyla 18 Ocak 1923 tarihinde yazmış ve Abdurrahman Şeref Bey’e “hidemat-ı vataniyye tertibinden on bin kuruş maaş “tahsis edilmesini istemişti. Bu konuda bir kararname hazırlanmış ve bu kararname meclise sevk edilmiştir. Kararnamede adı geçenlerden Abdülhak Hamit Bey’e maaş bağlandığına dair Meclis kararı varsa da Abdurrahman Şeref Efendi’ye maaş bağlandığı konusunda bir bilgiye rastlayamadım.Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Bakanlar Kurulu Kararları Kataloğu, 1920-1944, 5. Cilt, s.1818

(24) Efdaleddin Efendi, Abdurrahman Şeref Efendi, İstanbul 1927, s38

 

İçindekiler...

 

© T.C. MEB Yayımlar Dairesi Başkanlığı
Teknikokullar, ANKARA
Tel. (312) 2128145
Fax (312) 2124668
med@meb.gov.tr

[ yukarı ]

Arşiv