MİLLİ EĞİTİM DERGİSİ

Sayı 161

Kış 2004


DEĞİŞEN DEĞERLER VE EĞİTİM

Şaban ÇETİN*

 

GIRIS

Degerler, sosyal bilimler alanında sürekli ilgi çekmis konulardan birisidir. Bu ilgi, birçok sosyal bilimcinin degerleri insan davranıslarını açıklamada temel bir öneme sahip olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, degerlerin arastırmacılara hem birey, hem de grup düzeyinde bilgi saglayabilen bir kavram olması da söz konusu ilginin nedenleri arasında sayılabilir. Degerler konusu kuramsal yönden oldugu kadar, hızla degisen dünya içinde yerini arayan toplumumuzu yakından ilgilendirmesi açısından önem tasımaktadır. Sosyoekonomik gelismelerin kaçınılmaz sonucu (ve kimi zamanda aracı) olarak ortaya çıkan yeni toplumsal düzenlemelerin saglıklı isleyebilmesi, bireylerin sahip oldukları degerlerin bu türden düzenlemelerle uyumlu olmasıyla yakından iliskilidir. Bu uygunluk sorunu, toplumsal siyasaların basarısı için toplumun iyi tanınmasını, dolayısıyla da degerlerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesini gerekli kılmaktadır.

Degerler, inançlardır. Ancak tümüyle nesnel, duygulardan arındırılmıs fikir niteligi tasımazlar; etkinlik kazandıklarında duygularla içi içe geçerler. Degerler bireyin amaçlarıyla ve bu amaçlara ulasmada etkili olan davranıs biçimleriyle (hak bilirlik, yardım severlik gibi) iliskilerdir. Degerler, özgül eylem ve durumların üzerindedir. Örnegin, itaatkârlık degeri, isde ya da okulda, aileyle, arkadaslarla yada tanımadıgımız kisilerle olan iliskilerimizin tümünde geçerlidir. Degerler, davranısların, insanların ve olayların seçilmesini ya da degisimini yönlendiren standartlar olarak  islev görürler. Degerler, tasıdıkları anlama göre kendi aralarında sınırlanırlar. Sıralanmıs bir degerler kümesi, deger önceliklerini belirleyen bir sistem olusturur. Kültürler ve bireyler sergiledikleri deger öncelikleri sistemleriyle betimlenebilirler. Bu noktalara ek olarak, degerlerin degisime açık yapılar olduklarını belirtmek gerekir; özellikle de, zaman içinde ortaya çıkan gereksinmeleri karsılamak için deger önceliklerinde degisiklikler olabilir.1

Bu baglamda ele alındıgında egitim sistemini toplumun diger alanlarındaki degismelerden bagımsız düsünmek mümkün degildir. Bilgi toplumunda egemen olan “üretim paradigması” bilgi tabanını degistirdigi gibi egitimli insanın tanımını ve ögrenme –ögretmeye iliskin yaklasımları da etkilemektedir.

Egitimin amacı ve okulların isleyisini yeniden tanımlamanın bir zorunluluk haline gelmesinin temelinde toplumsal yapıdaki “inanç, deger ve tekniklerin” degismesi vardır.2

Bu degismeler yeni paradigmaları dogurmustur. Khun, birbiriyle yarısan farklı bilimsel yaklasımlara “paradigma” adını vermistir. Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı eserinde paradigmayı “belli bir toplulugun üyeleri tarafından paylasılan inançların, degerlerin, tekniklerin bütünü” olarak tanımlamaktadır.3

Khun’a göre bilimdeki degisme belli bir dönemde bilim yapma geleneklerine egemen olan paradigmanın yerini baska bir paradigmaya terk etmesiyle gerçeklesir. Karsıt bilim görüsleri arasındaki seçim büyük ölçüde sosyal-psikolojik bir süreç oldugu için paradigmalardan birinin veya digerinin seçilmesi bilginin niteliginden çok, sosyal kültürel tercihlere dayanır. Çünkü, bu seçimi etkileyen ögeler temelde sosyolojik ve psikolojiktir. Bundan dolayı bilimsel bilgi, onu üreten kisilerin inanç ve tercihlerinden soyutlanamaz.

ÖGRENME VE ÖGRETMEYE ILISKIN YENI PARADIGMALAR

Bilim yapma gelenegindeki paradigmatik degisme ve buna baglı olarak bilginin dogası hakkındaki yeni degerler ögrenme ve ögretme süreçlerinde degismeler meydana getirmistir. Bu alandaki baslıca degisme, ögrenme ve ögretme süreçlerindeki ilgi odagının “ögrenme” den yana kaymasıdır. Ögrenme ve ögretme hakkındaki yeni bilgiler ögrenmenin parmak izi kadar kisiye özgü bir olgu oldugunu, herkesin ögrenme tür, hız ve kapasitesinin farklı oldugunu, uygun ögrenme olanagı saglandıgında ögrenemeyecek birey olmadıgını ortaya koymaktadır.

Egitimde ilgi odagının ögrenmeden yana kaymasında toplumsal yapıda meydana gelen degismeler de etkili olmustur. Demokratiklesme ve insan hakları alanlarındaki gelismeler ögrenmenin de demokratiklesmesine, kisinin ilgi, yetenek ve tercihlerinde odaklanmasına, alternatif egitim programları ve okul çesitliliginin artmasına ve ögrenmenin bireysellesmesine yol açmıstır.

Bu degismeler, ögretim programlarının içerik ve sunumunu da etkilemektedir. Yeni degerlerin içerik üzerindeki etkileri müfredatta köklü degisiklikler öngörmektedir. Yeni degerler ders sayı ve türünün yeniden belirlenmesini; buna paralel olarak da içeriklerin yeni degerlere göre düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır.4

Mevcut haliyle müfredat etkisiz kalmıstır. Müfredat ve ölçme degerlendirme araçlarımız okur-yazarlık, ezberleme, kelime hazinesi, genel anlayıs, kalıp algılama, vb. yetenekleri gelistirmeye programlanmıstır. Bireysel yetenekler, iletisim becerileri, ekip çalısma yeterligi, sezgi, muhakeme, yaratıcılık ve hayal gücü yetenekleri ne programlarda yer almakta, ne de test araçlarımızca ölçülmektedir. Oysa günümüzde bu tür yetenekler deger kazanmaktadır. Müfredatın ve ölçme degerlendirme araçlarımızın bu yeni degerlere yer vermesi gerekmektedir.

Ders konuları ve islenisi güncel olmayan düsünme kalıplarına göre yürütüldügünden yeni düsünme biçimleri okullara girememektedir.

Okulun ögrenciye çogunlukla bilgi aktardıgı, becerilerini gelistirmedigi konusu Millî Egitim Sûrası ve benzeri platformlarda da yogun bir sekilde dile getirilmektedir. On Besinci Millî Egitim Sûrası sonuç raporunda ders konusu ve ögretim yöntemlerinin “... bilgi aktarmak yerine ögrenmeyi ögretecek, temel kavramları anlama, yorumlama ve uygulayabilme olanagı verecek, problem çözme beceri ve davranısları ile bilimsel düsünme alıskanlıgı kazandıracak” sekilde düzenlenmesi önerilmektedir.

Bugünkü müfredat düsünmeyi engellemektedir. Düsünme; gözlem, tecrübe, sezgi, akıl yürütme, ve diger kanallarla elde edilen malumatı kavramsallastırma, uygulama, analiz ve degerlendirmenin disipline edilmis seklidir. Düsünme, “mevcut bilgilerden baska bir seye ulasma” ve “eldeki bilgilerin ötesine gitme” seklinde de tanımlanmaktadır. En çok bilinen düsünme sekilleri arasında elestirel düsünme, problem çözme, bilimsel düsünme, analitik düsünme, hüküm çıkarmaya yönelik (tümevarım, tümdengelim) düsünme ve iliskisel düsünme sayılabilir.5

Her ögretim düzeyinde dersler, içerik ve sunum olarak, ögrencilere elestirel düsünmeyi ögretecek sekilde düzenlenebilir. Lise ögrenimini tamamlayan bir kisi önyargı, tutarsızlık, ve sunulan bilginin güncelligi konusunda bir degerlendirme yapabilmelidir. Ögrenciler, olgu ile görüsü ayırt etme, temelsiz varsayımları saptama, önyargı ya da propagandayı fark etme, mantıklı çözümler üretme ve olası sonuçları tahmin etme gibi yetenekleri, okul yıllarında kazanmıs olmalıdırlar.

Ögrenci, konunun özünü kavramalıdır. Hangi bilginin ögretilmesi gerektigi konusunda da yogun elestiriler yükselmeye baslamıstır. Müfredatın çok genis kapsamlı fakat yüzeysel bilgiler yerine, konuları derinligine isleyecek sekilde düzenlenmesi savunulmaktadır. Birbiri ile ilgisiz birçok konuyu ögrenciye yüzeysel olarak vermek yerine, konunun özünün aktarılması beklenmektedir.

Ögrenilenler sınıfın duvarlarını asmalıdır. Ögrenilenlerin sadece diploma için degil, gerçek hayatta anlamlı olması için derslerin ve içeriklerinin hayat ile iliskilendirilmesi gerekmektedir. Bunun için ögretmenin, ögrettigi konuların hayattaki izdüsümlerini ögrenciye göstermesi gerekir. Ders konuları, kitap sayfaları veya sınıfın duvarları arasına sıkısıp kalmamalı, ögrenilen bilgiler gerçek hayat ile iliskilendirilerek ögrencinin ögrendigi seylerin degerini görmesi saglanmalıdır.

Egitimde fırsat esitligi, yoksullara egitim imkânı sunmanın ötesinde bireylere yetenek ve zekâlarını optimum düzeyde gelistirme fırsatı vermek anlamına gelmektedir. Bu nedenle, egitim kurumları bireyin ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarabildigi ve gelistirebildigi oranda fırsat esitligi saglanmıs olacaktır.

Günümüzde egitimin sadece devletin gelecegi için degil, bireylerin optimum gelisimi için verilmesi anlayısı yerlesmeye baslamıstır. Çünkü, devletin gelecegi bütün bireylerin optimum düzeyde gelismesine daha bir bagımlı hâle gelmistir.

Merkezî yönetim etkisiz kalmaktadır. Okulun yönetiminde kural, rol, birimler arası iliskiler ve sorumlulukların daha az hiyerarsik ve daha esnek sekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Çevrenin ihtiyaçlarına karsı daha duyarlı hâle gelebilmesi için mümkün oldugunca yerinden yönetilmesi ve ögretmenlerin insan unsurunu ön plâna çıkaran bir ortamda çalısması okulu daha verimli hâle getirecektir.

Ögrencileri bilgi çagında basarılı kılacak donanıma sahip kisiler olarak yetistirmek temelde ögretmenin görevidir. Ögretmenin, bu görevi basarıyla gerçeklestirecek kapasitede yetistirilmesi ve meslegini profesyonelce icra edebilecegi kosulların saglanması gerekir. Ögretmen yetistirme sistemini bilim yapma geleneginde, bilginin dogasında ve egitimin amacında meydana gelen paradigmatik degismelere göre yeniden düzenlemek bir zorunluluk hâlini almıstır.

BILGININ DOGASINA ILISKIN GELENEKSEL VE YENI DEGERLER

Geleneksel Degerler

•     Bilgi kesindir: Bilimsel dogrular tek ve mutlak dogrulardır, tartısılmazlar. Bilimsel bilginin, içinde üretildigi toplumun inanç ve degerleriyle iliskisi yoktur.

•     Egitim, ögrencilere bilgi yüklemek için verilir: Geleneksel anlayısa göre bilginin egitimde kullanılıs amacı, bilginin ögrencilerin zihninde depolanmasını saglamaktır.

•     Bilgi, gelecekte kullanmak için edinilir: Bilgilendirmenin amacı ögrenciyi gelecekteki yasantısına hazırlamaktır. Okulda aldıgı bilginin ögrenciye ömür boyu yol gösterecegi kabul edilir.

•     Bilgilenme bilginin aktarılmasıyla gerçeklesir: Pozitivist anlayısta bilgi sürekli ve kesintisiz bir seyir takip ederek ulastıgı en son noktaya gelmistir. Farklı bilimsel bilgilerin varlıgı kabul edilmediginden, bilimsel bilgiler arasında bir tercih yapma söz konusu degildir.

Yeni Degerler

•     Bilimsel bilgi geçicidir: Bilimsel dogrular ve yargılar mutlak degildir. Bilimsel bilgi hem tür, hem en son ulastıgı nokta olarak mümkün olanlardan sadece bir tanesidir. Bilimsel bilginin degeri sadece kullanılan bilimsel yönteme degil, bilimin içinde yapıldıgı toplumun ve tarihin kosullarına da baglıdır.

•     Egitim derin anlamalar saglamalıdır: Ögrencinin bir çok bilgiyi ezberleyerek zihninde depolaması yerine, daha az konuda fakat derinligine çalısması, sınırlı sayıda konunun özünü kavraması istenmektedir.

•     Bilgi, yeni bilgi üretmek için edinilir: Yeni anlayıs ögrencinin bilgilenmesini degil, bilgi üretme kapasitesine ulasmasını vurgulamaktadır. Ögrencinin aldıgı bilgiyi kendince yorumlaması, anlamlandırması beklenmektedir (Yapısalcılı bir yaklasım).

•     Bilgi toplumu: Bilgi toplumu, bilginin gerçek sermaye ve zenginlik yaratan baslıca kaynak hâline geldigi bir toplumdur.

BILGI TOPLUMU VE YÜKSELEN DEGERLER

“Bilgi Toplumu”, bilginin  temel  güç  ve  ona  sermaye  oldugu ,ancak  amaç  degil araç oldugu ve toplumsal yasamın her asamasını  aydınlatan, yönlendiren  baslıca güç oldugu bir hayat biçimi, bir  düsünce  biçimidir.  Bilgi  toplumunun  olusabilmesi  temelde  “bilgi insanı “ ve “bilgi organizasyonları”nı  bu  ise “ögrenen birey” ve ”ögrenen organizasyonları”  gerektirir. Böylece bilgi toplumunun temel karekteristigi de “ögrenen toplum” olarak sekillenmektedir.6

Sanayi  devriminden yaklasık yüzyıl sonra ilk örnekleri kullanılmaya   baslanan bilgisayarlar  bilgi çagının ilk habercisi  olmustur. Hızlı bilgi artısı, hızlı degisme, hızlı gelisme, hızlı iletisim insanların hayata iliskin  alıskanlıklarını derinden etkilemektedir. Bilgi toplumunda neler degismektedir?

*Endüstriyel malın yerini gerçek sermaye ve zenginlik yaratan bilgi almaktadır.

*Bedenen çalısmadan çok zihin gücüyle çalısma ortaya çıkmaktadır.

*Disiplinli çalısma giderek ortadan kalkmaktadır.

*Insan gücü hâlâ önemli bir deger olmakla  birlikte rekabette üstünlük saglanmak isteniyorsa teknoloji üretebilir hâle gelmek gerekmektedir.

*Bilgi isi yapan insan kendini ifade edebilen, duygularını ortaya koyabilen, böylece yaratıcılıgını ortaya çıkaran bir insan olmak zorundadır.

*Hedonist bireyler modern toplumun pürütan bireylerinin yerini almaktadır.

*Çalısma ortamı isyerinden eve kaymaktadır.

*Bilgi toplumu belirsizligin, buna baglı olarak kaygının yüksek oldugu bir toplum görünümündedir.

*Medya bilgi toplumunun yeni trend belirleyicilerinden biridir ve toplum medyanın güçlü etkisi altındadır.

Bilgi  toplumu  bireylerin  paylasıldıkça  artan   bilginin  gücü  ve  üstünlügünü  kabul ettigi ve aktif olarak kullandıgı bir yasam biçimidir.

BILGI TOPLUMUNDA EGITIMLI INSAN

Egitimli insan, yani okur-yazar kisi kavramı degismistir. O artık okuma yazma, aritmetik bilen kisi olmayıp, temel bilgisayar  becerilerini  bilen  kisidir. Bilgi  çagının  bireyleri  kendileriyle ilgili  gelismeler  ve  tartısmaların   dısında   kalmamak  ve   katılımcı   vatandaslar   olabilmek  için yeni teknolojileri etkin kullanmak zorundadırlar. Bilgi networkleri üzerinde egitimini gerçeklestiren birey, zengin bir içerikle karsı karsıyadır; sadece ögretmenine baglı/edilgen degildir.7

Sürekli  ögrenme ve  kendini  gelistirme, 21.yüzyıl insan modelinin baslıca özelligidir.

Insanlık insanî degerleri yeniden kesfetme asamasına gelmistir. Çünkü her sey insan içindir. Yüksek teknolojinin otomatiklestirdigi insan, bir çıkıs noktası aramaktadır. Bu çıkısın  yolu,  bilgi  ve  hedefi insanî degerlerdir. 21.yüzyıl insanının fikrî yönünü zenginlestirmesi ve zihinsel  potansiyelini  harekete geçirmesi gereklidir.

Bilgi toplumunda  merkez  olan  kisidir. Egitimli insan  dogrudan  dogruya toplumun simgesidir, toplumun performans kapasitesini tanımlayandır. Aynı zamanda toplumun degerlerini, inançlarını, taahhütlerini temsil edendir.

“Bilgi artık parmaklarınızın  ucunda” sloganıyla  yayılan Internet  gibi  enformasyon teknolojileri sayesinde ,bilgiye ulasmak çok kolaylasmıstır. Dolayısıyla bireylerin bilgiyi depolamaları çok gerekli degildir. Esas olan bireyin, o bilgiyi nasıl elde edip  kullanabilecegini  ögrenmesidir.

Bu çagın stratejik kaynagı bilgi , endüstriyel  toplumun  stratejik  kaynagını  olusturan  sermayeden farklı olarak, dünyanın bir yerinden baska bir yerine saniyelerle aktarılabiliyor. Bilgi toplumunun egitimli bireyi bilgiyi alan, özümseyen ve yeni bilgiler üretebilen bir yapıda olmalıdır.8

BILGI TOPLUMUNDA EGITIM

Enformasyon toplumunda “bilgi”, toplumun stratejik kaynagını olusturmaktadır. Bilgiyi üreten de kullanan da insan oldugu için, insan kaynakları, dolayısıyla egitim bu toplumun varlıgını sürdürebilmesinin olmazsa olmaz  kosulu  hâline  gelmistir. Egitimi  toplumsal yapı sekillendirdigine  göre  toplumsal yapıda neler degismektedir?

*Bilgi ve enformasyon devrimi: Bu devrim yeni bir temel bilim  anlayısını, pek çok alanda bilgi endüstrisini, elektronikte gelismeyi, hızla yayılan bilgi ve enformasyona baglı olarak global etkilesimi ortaya çıkarmakta.

*Nüfus devrimi: Bütün gezegende nüfus hızla artmakta, adeta bir nüfus patlaması yasanmakta.

*Küresellesme ve yerellesme devrimi: Dünyanın yeni politik sekli globallesen  ticaretle  yeniden  sekillenmekte, etnik  ve  politik  krizler nedeniyle büyük çapta nüfus hareketliligi yasanmakta bu da yeni kültürel etkilesim  ve  degisimlere neden olmakta.

*Sosyal iliskilerde devrim: Azınlık gurupları  ve kadınlar yeni roller üstlenmekte ve çogulcu toplumlarda yeni yasam sekilleri olusmakta.

*Ekonomik devrim: Ekonomik devrim yeni ülkelere,yeni rekabet ortamları yaratarak  yayılmakta  ve  global  ekonomik yapılar çok uluslu sirketleri olusturmakta.

*Teknolojik devrim: Yeni perspektifler ve olasılıklar yaratırken beklenmedik problemlere de  sebep olmakta.

*Ekolojik devrim: Dünya üzerindeki hayatın yeni anlamı ve gelecekteki gelismelerin yeni sınırları yaratılmakta.

*Estetik devrim: Karmasık sanatsal dönüsüm insanları tarihe geri götürmekte  ve  sanatsal  ve  yaratıcı  ilgiyi  insan hayatına yeniden getirmekte.

*Politik devrim: Demokrasi ve azınlık hakları yeniden sorgulanmakta.

*Degerlerdeki devrim: Çogulcu toplumlar ve gelisen teknolojiyle beraber global degerler olusmakta9

Bütün bu devrimlerin yasandıgı bilgi toplumunda yeni bir kimlik edinmek ve degisimlere  uymak  durumunda kalacak  olan  bireylerin  günümüz  egitim  sistemi  içinde yetismesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle egitimde her alanda köklü degisimlere ihtiyaç  var. Okullar  yeniden yapılanmalı,yeni bir misyon ve vizyon kazanmalı. Ögrenciler proje,seminer ve deney gibi faaliyetlerle egitim sürecine dahil edilip kendi kendisinin egitmeni olmalı. Televizyon, video  ve  bilgisayar gibi okuldan daha fazla enformasyon saglayan   kaynaklar  etkin  biçimde kullanılmalıdır. Ögretmenler  yeni  teknolojileri  kullanabilme  becerisi  kazanmalı, ögrenciye  bilgi  aktarmaktan  ziyade ögrencinin bilgi edinmesini saglayan aktif ortamı yaratmalı, sürekli kendini yenilemelidir. Egitim  yöntemleri ve müfredat programları  bu  degisimlerin  gerçeklesmesine  fırsat verecek  sekilde  yeniden düzenlenmeli.

BILGI TOPLUMUNDA OKUL

Bilgi   toplumunun  gelisen  trendlerine  cevap vermenin çok uzagında  olan  okulun yeni bir yüze ve kimlige  ihtiyacı  vardır. Bilgi toplumunun en büyük sermayesi  olan  egitimli  insana sekil verecek kurum olarak okulun islevi, içerigi ve  amaçları   yeniden   düsünülmeli.  Ekonominin, bilgiye dayandıgı bu yeni toplumda  okulların  performanslarından ve  sorumluluklarından  da  beklentiler  farklılasmaktadır.

Bilginin her tür ve düzeyde yaygın üretiminin sonucunda bilginin önemli ancak belirli bir kısmın ögreten okulların önünde bilgi yıgılması ögrenci yıgılmasından çok ve daha süratli olacaktır. Ögrenilen sey ile ögrenici arasında olumsuz büyük bir fark meydana gelecektir. Gelecegin insanını hazırlayan okul, yogun teknolojicik hayatın icabı her türlü fonksiyonunda yogun teknoloji kullanmak, teknolojiyi ögretim için yeniden insa etmek zorundadır.

Devletlerin genel ortalama egitim sorumlulugu ve parasız egitim anlayısı yerini mükemmellik için her tür ve düzeyde talep kadar bilgilendirme ödevi alacaktır. Yogun teknoloji kullanımı ve bilgilendirme ödevi okulları olabildigince masraflı kılacak, nimet-külfet dengesi hizmet alanlar için anlam kazanacaktır. Devletler için cografyalar önem kayması yasayacak, devletler etkinlik alanları ile özdes anılırken okullarda hizmet alanlarını cografî sınırsız ve fizikî mekânsız etkinlik alanları olarak tayin etmek zorunda kalacaklardır. Ögreticilik için zaman mekân sınırı olmayıp bu alandaki anlam kayması; zaman ve mekân imkânından; zaman ve mekân mümkünlerine dogru olacaktır. Tabiî ve amatörce olan bilgi-ilgi iliskisi nihayetinde uzmanlık için ilgi-bilgi iliskisine dönüsecektir. Bu iliski, ögrenme merak ve ihtiyacı tarafından sürekli beslenerek birey için hayat boyu ögrenme, kurumlar için sürekli ögreticilikle ögrenen organizasyon olarak tezahür edecektir. Okullar tür ve düzey adıyla anılmaktan çok birer program ve etkinlik merkezi olarak hizmet sunacaktır. Hizmet sunum ve talebi için tek kriter; ögrenicinin ögrenmeye yükledigi anlam ve deger olacaktır. Okulun geleneksel rollerinden; seçme, eleme, kültürleme, yetistirme rolleri yerine yogunluklu bireysel sosyalizasyonla paylasım rolünü ikâme edecektir. Okulsuz toplum savı hayatın tamamında okul realitesine teslim olacaktır. Ögrenme ve paylasım her düzey ve türdeki kurum için stratejik problem olarak algılanacak; etkinlige baglı ferdî girisimcilik, özgün, aykırı düsünce ve aksiyon her hizmetin tasviri ölçütleri olacaktır. Bireysel özgürlük ve kontrol sınırı, baskasının özgürlük ve kontrol sahası olmayıp, yetkinlige dayalı etkinlik ve bilme alanı olacaktır. Okulların islevlerinden birisi de yetkinlik alanı için alt yapı olusturmak olacaktır. Bilginin hızlı deger yitimi okullara görev olarak , müsterilerine bilgi seçiciligiyle dereceli bilgi ögretimi ödevini yükleyecektir. Sosyal insanın sorunlarından, ilgi ve iliski, hakların tayini ve derecesi gibi problemler, yerini bilgi ve deger sosyallesmesi yerine bırakacaktır.10
 

BILGI TOPLUMUNDA EGITIM VE ÖGRETIM YÖNTEMLERI

Gelisimden  sorumlu  en  önemli  faktörlerden biri  olan  egitimin  endüstri  çagını enformasyon  çagından  ayırt  eden  degisikliklere ihtiyacı vardır. Bunu  basarıyla  yapabilmek  için ögretimin içerigini degistirmek yeterli degildir. Daha çok ögretim metodlarını ilgilendiren degisiklikler yapmak  gerekir. Ögretmenin  çok  sayıdaki ögrenciye ders verdigi ve bir dizi standart testlerle geri  bildirim  aldıgı geleneksel  metodların da degisime ihtiyacı vardır. Enformasyon toplumunda geleneksel egitim yavas ve pahalıdır.

Bilgi  çagının  egitimi, toplumların  birbirlerine  kalın sınırlarla kapalı oldugu  ve birbirleri arasında etkilesimin daha az oldugu dönemlerdeki  gibi  agırlıklı  olarak  belirli  degerleri aktıran  ve  önceki  kusakların  yaptıklarını  yineleyen  degil, yeni  seyler yapabilme yetenegi olan insanları yetistirmeyi temel amaç edinmelidir.11

Bilgisayar  teknolojisi  ve  özellikle  interaktif  multimedya egitim sürecine dahil edilmelidir. Bilgisayar teknolojisi kullanarak egitimde gelismeyi basarmak için ögretmenleri egitmek ve yeni ögretim modelleri bulmak gereklidir. Ögrencilerin malumatı  sadece bulmak degil, analiz edip bilgiye  dönüstürmek  için  kendi  yöntemlerini  ögrenmelerine  yardım  eden  ve  ögretmenin  bir danısman oldugu ögretim yöntemlerine ihtiyaç vardır. Bilgisayar  teknolojisi  ögretmenin bas  rolü aldıgı geleneksel ögretim sekillerinde ögreticiye asistanlık yaparak tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir.12

Bilgi toplumunda genis kapsamlı bir müfredat programı belirlemek gittikçe zorlasıyor. Çünkü hem bilgi devrimi yeni ve önemli bilgileri okul arenasına getiriyor, hem de ögrencilerin ihtiyaçları sürekli degisiyor. Ögretmenler muhtemelen ayrıntılı ders plânlarını  terk  edip  daha  çok genel amaçlara odaklanacaklardır. Ögrencilerin  de  programların belirlenmesine demokratik katılımları saglanacaktır. Ögrenme herkesin kendi hızına göre, zorlama  olmaksızın, bagımsız  oldugu  kadar isbirligine dayalı yöntemlerle insan aklını güçlendirecek bir nitelige sahip olabilecektir.13             

BILGI TOPLUMUNDA ÖGRETMEN VE ÖGRENCI PROFILI

Günümüz ögretmeninin, ögrencinin ilerisinde olması, yol gösterebilmesi, danısmanlık ve kolaylastırıcılık rolünü oynayabilmesi için  öncelikle  kendisini  egitme ve  gelistirebilme  sorumlulugunu  yüklenmesi  gereklidir. Ögretmen,  kendi yeterlilik düzeyinin farkında olmalı, bilginin  güç  oldugunu, yeterliligin  sürekli  ögrenmeyle  mümkün oldugunu, yetersizligin bedelinin ise çok agır oldugunu bilmelidir.

Bilgi teknolojileri,  ögretmenin  isini  kolaylastıran, sıradan ögretilere harcayacagı zamanı  daha  verimli  kullanabilmesini  saglayan, ögretmenin  yerini  almaktan çok ona asistanlık görevi üstlenen ögrenmeyi tamamlayıcı aletlerdir. Ögretmen öncelikle bu teknolojilere asina olmalı ve interaktif ögrenme ortamları olusturabilmelidir.

Post endüstriyel toplumda ögretmenler, ögrencilerine yerel olaylara odaklanmaktan çok global düsünmeyi, dünya vatandası olmayı, bilinçlerini genisletmeyi, ulusal ve kültürel sınıflara kapanmanın ötesinde daha ilgili bireyler olarak küresel köyde baskalarını kucaklamayı ögreteceklerdir. Ögrenciler  bir  olay  hakkında  genis  boyutlu  düsünebilme ve bir alandaki problemi çözerken baska alandaki  bilgilerini kullanabilme becerisini kazanmalıdır. Bilgi toplumunda ögrenciler sınırlı da olsa farklı söylemler hakkında bilgi sahibi olmalı ve bunlara  elestirel  olarak bakabilmelidir.

Ögrenciler, arastırmacı olmaya  tesvik edilmeli, elde  ettikleri bulguları sistematik  olarak  sıralama  ve yorumlama  becerisi  kazanmalı, yaratıcı fikirler  gelistirmesi için  sınırlamalardan kaçınılmalı ve sınırlanan düsünce yapılarının  benzer  bireyler  yarattıgı unutulmamalıdır. Ögrencilere dogru olanın süresiz, kesin  dogru  oldugu  ögretilmemeli; dogru  olanın, sözü edilen disiplinin günümüz dogrusu oldugu söylenmelidir. Ögrenciler, gelecege yönelik plânlar  yaparken  sezgilerini  kullanabilmeli  ve içinde bulundugu süreçte sahip oldugu fırsatları iyi degerlendirmelidir.

Sonuç:

Bugün Türkiye Egitim Sisteminin önündeki sorun, Cumhuriyetin baslangıcında ortaya konan egitim hedeflerinin 2000’li yıllar için yenileme sorunudur. Çünkü biz sanayi toplumunun ihtiyaçlarına uygun insan modeli belirleyemeden dünya, bilgi toplumuna geçmistir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçisin sokunu üzerinden atamayan egitim sistemi, dogal olarak tıkanıp kalmıstır. Dolayısıyla egitim sistemindeki temel sorun, sistemin baslangıçta amaçladıgı görevleri yerine getirememesi degil, yeni gereksinmeleri karsılayacak yeni amaçlar ortaya koyamamasıdır.

 


 

(*)  Dr.; Gazi Üniversitesi Endüstriyel Sanatlar Egitim Fakültesi Egitim Bilimleri Bölümü Ögretim Görevlisi.

1    Ersin Kusdil ve Çigdem Kagıtçıbası,Türk Ögretmenlerinin Deger Yönelimleri ve Scwartz Deger Kuramı. Türk Psikoloji Dergisi. Cilt 15, Sayı 45, Ankara, 2000, s.59.

2    Yüksel Özden, Egitimde Yeni Degerler. Pegem Yayıncılık. Ankara, 2002, s.16.

3    Aynı, s.16.

4    Aynı, s.20.

5    Aynı, s.23-26.

6    Fındıkçı, Bilgi Toplumunda Egitim ve Ögretmen. Bilgi ve Toplum Dergisi, c.1; Nisan 1998; s.83.

7    V. Bozkurt, Enformasyon Toplumu ve Türkiye, Sistem Yay., istanbul. 1996, s,191.

8    Banu Bulurman,Enformasyon Toplumu ve Egitim. is,Güç - Endüstri iliskileri ve insan Kaynakları Dergisi Cilt:4 Sayı:1.2002, s,2.

9    B.Buluman, a.g.e., s,3.

10 http://www.bilgibahçesi.com

11  i. Erdogan, Enformasyon Bilgi Toplumu Dosyası ;Bilgi Toplumu Olmanın Gerektirdigi Egitim Paradigması; Bilgi ve Toplum Dergisi, c.1; Nisan 1998; s.93

12  B. Buluman, a.g.e, s,5

13 H. fiimsek, Paradigmalar Savası  Kaostaki Türkiye, Sistem Yay., istanbul, 1997, s,75.

 

 

İçindekiler...

 

© T.C. MEB Yayımlar Dairesi Başkanlığı
Teknikokullar, ANKARA
Tel. (312) 2128145
Fax (312) 2124668
med@meb.gov.tr

 

[ yukarı ]

Arşiv